guzel

listen to the pronunciation of guzel
Türkçe - İngilizce

guzel teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

güzel
good It smells good! - Güzel kokuyor.
güzel
lovely Harun has a lovely daughter. - Harun'un güzel bir kızı var.
güzel
pleasant Today was a pleasant day. - Bugün güzel bir gündü.
güzel
pretty It's not a pretty picture. - O güzel bir resim değil.
güzel
nice We could buy a nice house with our winnings. - Kazançlarımızla güzel bir ev alabiliriz.
güzel
beautiful Boston is a beautiful city. - Boston güzel bir şehir.
güzel
smart It's the smart thing to do. - Bu yapılacak güzel bir şey.
güzel
beauty Mine could not stop looking at the picture of Sleeping Beauty that Harun had drawn. - Mine Harun'un çizdiği Uyuyan Güzel resmine bakmaktan vazgeçemedi.
güzel
handsome He had handsome dark eyes with long lashes. - Onun uzun kirpikli güzel koyu gözleri vardı.
güzel
likely It is likely to be fine tomorrow. - Yarın hava muhtemelen güzel olacak.
güzel
beautifully It worked beautifully. - O güzel çalıştı.
güzel
fine "What do you want for breakfast tomorrow? Bread? Rice?" "Either one is fine." - "Yarın kahvaltı için ne istiyorsun? Ekmek? pilav?" "Herhangi biri güzel."
güzel
beautiful, good-looking, elegant; pretty, nice, lovely; good, fine; (hava) fine, pleasant, favourable; shapely; enjoyable; beautifully; well; nicely; beauty; beauty queen; Fine! Good! Well!
güzel
comely
güzel
the beautiful The beautiful blonde was sunbathing on the beach. - Güzel sarışın plajda güneşleniyordu.
güzel
nicely Harun is dressed very nicely. - Harun çok güzel giyinmiş.
güzel
sightly
güzel
(Argo) bad
güzel
dilly
güzel
enjoyable
güzel
wellfavored
güzel
favourable
güzel
elegant Fifth avenue is an elegant street. - Beşinci sokak güzel bir sokaktır.
güzel
grateful
güzel
dreamy
güzel
enviable
güzel
gaiiant
güzel
good-looker
güzel
good-looking That lady is very good looking. - O hanım çok güzel görünüyor.
güzel
treacly
güzel
winsome
güzel
(Konuşma Dili) bully for you
güzel
(Argo) def
güzel
well-favoured
güzel
well-favored
güzel
self sufficiency
güzel
sharp
güzel
sheene
güzel
rosy She has beautiful rosy cheeks. - Onun güzel al yanakları var.
güzel
delightful
güzel
delight
güzel
agreeable
güzel
charming Jane is fat and rude, and smokes too much. However, Ken thinks she's lovely and charming. That's why they say love is blind. - Jane şişman ve kaba ve çok sigara içiyor. Fakat, Ken onun güzel ve çekici olduğunu düşünüyor. Aşkın gözü kördür demelerinin nedeni bu.
güzel
cherub
güzel
delicious
güzel
delicate
güzel
personable
güzel
bully
güzel
ducky
güzel
goluptious
güzel
goodly
güzel
nifty
güzel
pulchritudinous
güzel
good looking That lady is very good looking. - O hanım çok güzel görünüyor.
güzel
shapely
güzel
fair Life isn't fair, but it's still good. - Yaşam adil değil ama hala güzel.
güzel
appealing
güzel
beauteous
güzel
bonny
güzel
beautifully, well
güzel
good, excellent, fine
güzel
plummy
güzel
beautiful, pretty
güzel
belle
güzel
beauty queen
güzel
prettily
güzel
swell
güzel
well These photos have come out very well. - Bu fotoğraflar çok güzel çıktı.
güzel
sapid
güzel
sweet Life is sweet for you. - Hayat sana güzel!
güzel
spiffy
güzel
{s} well favoured
güzel
graceful Ice skating can be graceful and beautiful. - Buz pateni zarif ve güzel olabilir.
güzel
gallant
güzel
glorious
güzel
stunning That dress looks stunning on you. - Şu elbise üstünde çok güzel görünür.
güzel
grand
güzel
bracing
güzel
attractive Mine isn't as beautiful as her sister, but she's still quite attractive. - Mine kız kardeşi kadar güzel değil fakat hâlâ oldukça çekici.
güzel
princely
güzel
beautifull
güzel
nice looking
güzel
prettier Mine is a lot prettier than I remember. - Mine hatırladığımdan çok daha güzel.
güzel
dilly peach
güzel
goodlooking
güzel
copesetic
güzel
junoesque
güzel
favorable Attendance should be good provided the weather is favorable. - Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.
güzel
{s} well favored
güzel konuşan
eloquent Harun certainly is an eloquent speaker. - Harun kesinlikle güzel konuşan bir konuşmacı.
güzel koku
fragrance Roses emanate a sweet fragrance. - Güller tatlı hoş bir koku yayıyorlar.
güzel durmak
become You've become a very beautiful woman. - Sen çok güzel bir kadın oldun.
güzel (çok)
beautiful Boston is a beautiful city. - Boston güzel bir şehir.
güzel görünüş
glory
güzel kadın
goddess
güzel kokulu
fragrance
güzel kokulu
fragrant These flowers are not only beautiful but also fragrant. - Bu çiçekler sadece güzel değil fakat aynı zamanda güzel kokulu da.
güzel konuşan
conversational
güzel konuşan kimse
conversationalist
güzel kız
beauty Mine could not stop looking at the picture of Sleeping Beauty that Harun had drawn. - Mine Harun'un çizdiği Uyuyan Güzel resmine bakmaktan vazgeçemedi.
güzel kız
doll Mother bought a beautiful doll for her. - Annem onun için güzel bir bebek aldı.
güzel yan
beauty Mine could not stop looking at the picture of Sleeping Beauty that Harun had drawn. - Mine Harun'un çizdiği Uyuyan Güzel resmine bakmaktan vazgeçemedi.
güzel kişi
beauty Mine could not stop looking at the picture of Sleeping Beauty that Harun had drawn. - Mine Harun'un çizdiği Uyuyan Güzel resmine bakmaktan vazgeçemedi.
güzel (hava)
fine "What do you want for breakfast tomorrow? Bread? Rice?" "Either one is fine." - "Yarın kahvaltı için ne istiyorsun? Ekmek? pilav?" "Herhangi biri güzel."
güzel ahlak
social ethics
güzel davranış
gesture
güzel gözler
beautiful eyes Has anyone ever told you that you have beautiful eyes? - Hiç biri sana güzel gözlerin olduğunu söyledi mi?
güzel güzel
beautifully It worked beautifully. - O güzel çalıştı.
güzel güzel
finely
güzel güzel
peacefully As of now I'll be able to sleep peacefully. - Şu an itibariyle güzel güzel uyuyabileceğim.
güzel güzel
calmly and quietly
güzel güzel
calmly
güzel kadın
beauty Mine could not stop looking at the picture of Sleeping Beauty that Harun had drawn. - Mine Harun'un çizdiği Uyuyan Güzel resmine bakmaktan vazgeçemedi.
güzel kokulu
sweet smelling
güzel konuşan
silver-tongued
güzel konuşma
elocutionary
güzel konuşma
elocution
güzel kız
chick
güzel kız
eyefull
güzel kızlar
beautiful girls Mine is one of the most beautiful girls I've ever seen. - Mine şu ana kadar gördüğüm en güzel kızlardan biri.
güzel olmak
be beautiful It's going to be beautiful. - Bu güzel olacak.
güzel olmak
become beautiful
güzel vücutlu
well rounded
güzel şehir
beautiful city I think Boston is the most beautiful city in the world. - Bence Boston dünyadaki en güzel şehir.
güzel şey
beauty Mine could not stop looking at the picture of Sleeping Beauty that Harun had drawn. - Mine Harun'un çizdiği Uyuyan Güzel resmine bakmaktan vazgeçemedi.
güzel bir dille anlatmak
clothe
güzel kokular
fragrances During mating season many animals exude strong fragrances. - Çiftleşme sezonunda birçok hayvan güçlü güzel kokular çıkarır.
güzel konuşmak
good to talk
güzel rastlantı
good coincidence
güzel ses
beautiful voice Harun has a beautiful voice. - Harun'un güzel bir sesi var.
güzel, sevimli (insan)
nice, cute (men)
Güzel sanat ilâhelerinin dağı
Helicon
Güzel sanatlar tanrıçalarının dağı
Parnassus
güzel Sanatlar Akademisi formerly the Academy of Fine Arts
(in Istanbul)
güzel adayı
bathing belle
güzel adayı
bathing beauty
güzel ama ifadesiz yüzlü kimse
wax doll
güzel ama kafasız kız
doll Mother bought a beautiful doll for her. - Annem onun için güzel bir bebek aldı.
güzel ama kafasız kız
doll's face
güzel ama yapmacıklı
namby pamby
güzel bir gün
It's a nice day
güzel bulmak
find something beautiful
güzel bulmak
find someone beautiful
güzel duran
becoming
güzel elbise
finery
güzel fakat değersiz şey
bauble
guzel