guzel

listen to the pronunciation of guzel
Türkçe - İngilizce

guzel teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

güzel
good

I am surprised that she refused such a good offer. - Onun böyle güzel bir teklifi reddetmesine şaşırdım.

This sure tastes good! - Gerçekten güzel bir tadı var.

güzel
lovely

What a lovely surprise! - Ne güzel bir sürpriz!

We had a lovely meal. - Biz güzel bir yemek yedik.

güzel
pleasant

It was hard for me to act pleasantly to others. - Başkalarına güzel bir şekilde davranmak benim için çok zordu.

Today was a pleasant day. - Bugün güzel bir gündü.

güzel
pretty

Trang is as pretty as Dorenda. - Trang Dorenda kadar güzeldir.

She sang pretty well. - O oldukça güzel söyledi.

güzel
nice

I hope it will be nice. - Havanın güzel olacağını umuyorum.

I wonder if it will be nice. - Havanın güzel olup olmayacağını merak ediyorum.

güzel
beautiful

Nagasaki, where I was born, is a beautiful port city. - Doğduğum yer olan Nagasaki, güzel bir liman kentidir.

I am more beautiful than you. - Ben senden daha güzelim.

güzel
smart

I think it's the smart thing to do. - Sanırım o yapmak için güzel şey.

Mary is smarter than Jane who is prettier than Susan. - Mary Susan'dan daha güzel olan Jane'den daha akıllı.

güzel
beauty

That car is a real beauty. - O araba gerçek bir güzelliktir.

The beauty of the scenery is beyond description. - Manzaranın güzelliği kelimelerle anlatılamaz.

güzel
beautifully

She writes beautifully. - O güzel şekilde yazar.

She played the piano beautifully. - O, güzelce piyano çaldı.

güzel
likely

It is likely to be fine tomorrow. - Yarın hava muhtemelen güzel olacak.

güzel
beautiful, good-looking, elegant; pretty, nice, lovely; good, fine; (hava) fine, pleasant, favourable; shapely; enjoyable; beautifully; well; nicely; beauty; beauty queen; Fine! Good! Well!
güzel
fine

Effort produces fine results. - Çaba güzel sonuçlar üretir.

She is studying fine art at school. - Okulda güzel sanatlar okuyor.

güzel
handsome

He had handsome dark eyes with long lashes. - Onun uzun kirpikli güzel koyu gözleri vardı.

The handsome prince fell in love with a very beautiful princess. - Yakışıklı prens çok güzel bir prensese aşık oldu.

güzel
comely
güzel
the beautiful

What should we do to protect the beautiful earth from pollution? - Güzel dünyayı kirlilikten korumak için ne yapmalıyız?

We stood looking at the beautiful scenery. - Biz güzel manzaraya bakarak ayakta durduk.

güzel
sightly
güzel
nicely

Tom's creative thinking nicely complemented Mary's organizational talents. - Tom'un yaratıcı düşüncesi Mary'nin örgütsel yeteneklerini güzelce tamamladı.

Tom is dressed very nicely. - Tom çok güzel giyinmiş.

güzel
wellfavored
güzel
favourable
güzel
enjoyable
güzel
(Argo) bad

Time is a good physician, but a bad cosmetician. - Zaman iyi bir hekim ama kötü bir güzellik uzmanıdır.

One of the nice things about being bald is that you never have a bad hair day. - Kel olmakla ilgili güzel şeylerden biri, asla kötü bir saçlı bir gününün olmamasıdır.

güzel
dilly
güzel
elegant

How about spending an elegant and blissful time at a beauty salon? - Bir güzellik salonunda hoş ve mutlu bir zaman geçirmeye ne dersin?

The Avenue of the Champs Elysées is very beautiful and very elegant. - Şanzelize Caddesi çok güzel ve çok şıktır.

güzel
dreamy
güzel
enviable
güzel
grateful
güzel
gaiiant
güzel
good-looker
güzel
good-looking

She said that she was good-looking. - O, güzel olduğunu söyledi.

Mary is a good-looking woman. - Mary güzel bir kadın.

güzel
self sufficiency
güzel
winsome
güzel
(Konuşma Dili) bully for you
güzel
(Argo) def

The real definition of science is that it's the study of the beauty of the world. - Bilimin gerçek tanımı, dünyanın güzelliğini araştırmaktır.

The most beautiful victory is to defeat one's heart. - En güzel zafer, birinin kalbini kazanmaktır.

güzel
well-favoured
güzel
well-favored
güzel
delightful
güzel
sharp

The most beautiful flowers have the sharpest thorns. - En güzel çiçeklerin en keskin dikenleri vardır.

güzel
treacly
güzel
rosy

She has beautiful rosy cheeks. - Onun güzel al yanakları var.

güzel
sheene
güzel
charming

Jane is fat and rude, and smokes too much. However, Ken thinks she's lovely and charming. That's why they say love is blind. - Jane şişman ve kaba ve çok sigara içiyor. Fakat, Ken onun güzel ve çekici olduğunu düşünüyor. Aşkın gözü kördür demelerinin nedeni bu.

güzel
delight
güzel
cherub
güzel
delicate
güzel
delicious
güzel
agreeable
güzel
personable
güzel
bully
güzel
fair

Life isn't fair, but it's still good. - Yaşam adil değil ama hala güzel.

Will it be fair in Tokyo tomorrow? - Yarın Tokyo'da hava güzel olacak mı?

güzel
beauty queen
güzel
goodly
güzel
nifty
güzel
ducky
güzel
appealing

It is possible to launder language to make it more appealing and uplifting. - Onu daha güzel ve çekici yapmak için dili aklamak mümkündür.

güzel
pulchritudinous
güzel
good looking

That lady is very good looking. - O hanım çok güzel gözüküyor.

This woman is very good looking. - Bu kadın çok güzel görünüyor.

güzel
beauteous
güzel
bonny
güzel
shapely
güzel
goluptious
güzel
belle

Mary looked like Belle from the Beauty and the Beast. - Mary Güzel ve Çirkin'den Belle'ye benziyordu.

güzel
prettily
güzel
beautiful, pretty
güzel
good, excellent, fine
güzel
beautifully, well
güzel
plummy
güzel
well

Well, the night is quite long, isn't it? - Güzel, gece çok uzun, değil mi?

She sang pretty well. - O oldukça güzel söyledi.

güzel
swell
güzel
sapid
güzel
sweet

That flower smells sweet. - O çiçek güzel kokuyor.

This flower smells sweet. - Bu çiçek güzel kokuyor.

güzel
spiffy
güzel
{s} well favoured
güzel
attractive

She is very pretty, I mean, she is attractive and beautiful. - O çok sevimlidir, yani, çekici ve güzeldir.

Mary isn't as beautiful as her sister, but she's still quite attractive. - Mary kız kardeşi kadar güzel değil fakat hâlâ oldukça çekici.

güzel
grand

I have bought an adorable doll for my granddaughter. - Torunum için çok güzel bir bebek satın aldım.

I have three beautiful granddaughters. - Üç tane güzel kız torunum var.

güzel
graceful

She is beautiful, and what is more, very graceful. - O güzel ve ayrıca çok zarif.

Ice skating can be graceful and beautiful. - Buz pateni zarif ve güzel olabilir.

güzel
princely
güzel
stunning

That dress looks stunning on you. - Şu elbise üstünde çok güzel görünür.

Alice has stunning legs. - Alice çok güzel bacaklara sahip.

güzel
bracing
güzel
glorious
güzel
gallant
güzel
dilly peach
güzel
nice looking
güzel
prettier

You're prettier than her. - Sen ondan daha güzelsin.

My book is prettier than my friend's. - Benim kitabım arkadaşımınkinden daha güzel.

güzel
beautifull
güzel
favorable

Attendance should be good provided the weather is favorable. - Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.

güzel
goodlooking
güzel
{s} well favored
güzel
junoesque
güzel
copesetic
güzel konuşan
eloquent

Cicero was the most eloquent of the Roman orators. - Çiçero Roma hatiplerinin en güzel konuşanıydı.

The eloquent scholar readily participated in the debate. - Güzel konuşan bilim adamı kolayca tartışmaya katıldı.

güzel koku
fragrance

This flower gives off a strong fragrance. - Bu çiçek güçlü bir güzel koku verir.

During mating season many animals exude strong fragrances. - Çiftleşme sezonunda birçok hayvan güçlü güzel kokular çıkarır.

güzel durmak
become
güzel (çok)
beautiful
güzel görünüş
glory
güzel kadın
goddess
güzel kokulu
fragrance
güzel kokulu
fragrant

The flower planted in our porch is very fragrant. - Bizim verandada dikili çiçek çok güzel kokulu.

These flowers are not only beautiful but also fragrant. - Bu çiçekler sadece güzel değil fakat aynı zamanda güzel kokulu da.

güzel konuşan
conversational
güzel konuşan kimse
conversationalist
güzel kız
beauty
güzel kız
doll
güzel yan
beauty
güzel kişi
beauty
güzel (hava)
fine
güzel ahlak
social ethics
güzel davranış
gesture
güzel gözler
beautiful eyes
güzel güzel
calmly
güzel güzel
peacefully
güzel güzel
beautifully
güzel güzel
calmly and quietly
güzel güzel
finely
güzel kadın
beauty

Mrs. Smith was a famous beauty. - Bayan Smith ünlü bir güzel kadındı.

güzel kokulu
sweet smelling
güzel konuşan
silver-tongued
güzel konuşma
elocution
güzel konuşma
elocutionary
güzel kız
eyefull
güzel kız
chick
güzel kızlar
beautiful girls
güzel olmak
become beautiful
güzel olmak
be beautiful
güzel vücutlu
well rounded
güzel şehir
beautiful city
güzel şey
beauty
güzel bir dille anlatmak
clothe
güzel kokular
fragrances
güzel konuşmak
good to talk
güzel rastlantı
good coincidence
güzel ses
beautiful voice
güzel, sevimli (insan)
nice, cute (men)
Güzel sanat ilâhelerinin dağı
Helicon
Güzel sanatlar tanrıçalarının dağı
Parnassus
güzel Sanatlar Akademisi formerly the Academy of Fine Arts
(in Istanbul)
güzel adayı
bathing beauty
güzel adayı
bathing belle
güzel ama ifadesiz yüzlü kimse
wax doll
güzel ama kafasız kız
doll
güzel ama kafasız kız
doll's face
güzel ama yapmacıklı
namby pamby
güzel bir gün
It's a nice day
güzel bulmak
find someone beautiful
güzel bulmak
find something beautiful
güzel duran
becoming
güzel elbise
finery
güzel fakat değersiz şey
bauble
güzel genç kız
gamine
güzel giyinmek
doll up
güzel göstermek
set off
güzel güzel
beautifully, calmly and quietly
güzel güzel
calmly, peacefully
güzel hava
fine weather
güzel ifade edilmiş
well turned
güzel ifade etmek
turn a phrase
güzel insan
beautiful-good person
güzel kadın
trick
güzel kadın resmi
pin-up
güzel kimse
vision
güzel kokmak
be fragrant with
güzel koku
aroma
güzel koku
sweetness
güzel koku
perfume

That perfume smells good. - O parfüm güzel kokuyor.

güzel koku
sweet

That flower smells sweet. - O çiçek güzel kokuyor.

The flowers in the garden smell sweet. - Bahçedeki çiçekler güzel kokuyor.

güzel koku
scent
güzel koku vermek
perfume
güzel kokulu
redolent
güzel kokulu
nosey
güzel kokulu
aromatic
güzel kokulu
odoriferous
güzel kokulu
nosy
güzel kokulu bir ağaç
Angostura
güzel konuşan
silver tongued
güzel konuşan
well-spoken
güzel konuşan kimse
orator
güzel konuşma
atticism
güzel konuşma
a glib tongue
güzel konuşma
rhetoric
güzel konuşma bilgisi
paralinguistics
güzel konuşmacı
rhetorician
güzel kız
pretty girl

Look at the tall pretty girl standing there. - Orada duran uzun boylu güzel kıza bak.

The pretty girl in the bikini was an eye-opener on the beach. - Bikinili güzel kız sahilde bir göz açıcı idi.

güzel kız
smasher
güzel kız
beautiful girl

Ukrainian girls are the most beautiful girls in the world. - Ukraynalı kızlar, dünyanın en güzel kızlarıdır.

I am getting married to the most beautiful girl in town. - Kasabadaki en güzel kızla evleniyorum.

güzel kız
eyeful
güzel kız
a smasher of a girl
güzel kız
sylph
güzel kız
rose
güzel kız
nymph
güzel kız
juicy girl
güzel manzaralı yer
beauty spot
güzel olma
beauteousness
güzel olmak
be a good looker
güzel olmak
1. to become beautiful. 2. to become good or excellent
güzel parça
titbit
güzel sanat
virtu
güzel sanat
vertu
güzel sanat
fine art

You don't have to study at a school of fine arts to become an artist. - Sanatçı olmak için bir güzel sanatlar okulunda okumak zorunda değilsiniz.

Where is the Palace of Fine Arts? - Güzel Sanatlar Sarayı nerede?

güzel sanat eseri
article of vertu
güzel sanat eserleri
virtu
güzel sanat eserleri
vertu
güzel sanatlar
fine arts

The fine arts flourished in Italy in the 15th century. - Güzel sanatlar on beşinci yüzyılda İtalya'da gelişti.

You don't have to study at a school of fine arts to become an artist. - Sanatçı olmak için bir güzel sanatlar okulunda okumak zorunda değilsiniz.

güzel sanatlar
fine arts, the arts
güzel sanatlar meraklısı
dilettante
güzel sanatlar meraklısı kimse
virtuoso
güzel sanatlar sevgisi
virtuosity
güzel sanatlar sevgisi
virtu
güzel sanatlar sevgisi
vertu
güzel sanatlarla ilgili
artistic
güzel sanatlarla ilgili
artistical
güzel sanatlarla uğraşma
artistry
güzel sayfa print
right-hand page
güzel sesli
tuneful
güzel sesli ardıçkuşu
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: karatavukgiller,ardıçkuşugiller) [syn.: güzel sesli ardıçkuşu, öter ardıçı] song thrush
güzel söz söyleme sanatı
eloquence
güzel tatlı
ambrosial
güzel ve etkili konuşma
oratory
güzel ve çekici kız
looker
güzel yazı sanatı
calligraphy
güzel yüz
sweet face
güzel şey
eyeful
günün güzel geçsin
have a nice day
Türkçe - Türkçe

guzel teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

güzel
Pek iyi, doğru
güzel
Hoşa giden, beğenilen, iyi, doğru bir biçimde
güzel
Görgü kurallarına uygun olan
güzel
Güzellik kraliçesi
güzel
Beklenene uygun düşen ve başarı düşüncesi uyandıran
güzel
Okşayıcı, aldatıcı, kandırıcı
güzel
Sakin, hoş
güzel
Sakin, hoş (hava)
güzel
Biçimindeki uyum ve ölçülerindeki denge ile hoşa giderek hayranlık uyandıran. İyi, hoş: "Güzel şey canım, milletvekili olmak!"- Ç. Altan
güzel
Biçimindeki uyum ve ölçülerindeki denge ile hoşa giderek hayranlık uyandıran
güzel
İyi; hoş
güzel
Soyluluk ve ahlaki üstünlük düşüncesi uyandıran
güzel
Güzel kız veya kadın
Güzel
(Osmanlı Dönemi) BEHİYE
Güzel
gökçe
Güzel
(Osmanlı Dönemi) CEMİL
Güzel
(Osmanlı Dönemi) BÂHİR
Güzel
cemile
Güzel
cıcık
güzel duyu
Estetik, bediiyat
güzel duyuculuk
Estetikçilik, estetizm
güzel duyusal
Estetik
güzel güzel
Olağan bir durumda, herhangi bir sıkıntıya uğramadan
güzel olmak
Güzelleşmek
güzel sanatlar
Edebiyat, müzik, resim, heykel, mimarlık, tiyatro gibi insanda coşku ve hayranlık uyandıran sanatlar
güzel yazı sanatı
Harflere güzel biçimler vererek yazma sanatı, hüsnühat, kaligrafi
Güzel koku
rayiha
Güzel koku
mis
Güzel koku
yabar
Güzel koku
parfüm
Güzel koku
(Osmanlı Dönemi) ARF
Güzel koku
burcu
Güzel koku
(Osmanlı Dönemi) REYYA
Güzel koku
ıtır
Güzel koku
(Osmanlı Dönemi) KAHVE
Güzel koku
buke
Güzel koku
aroma
Güzel koku
nefha
Güzel kokulu
ıtri
Güzel kokulu
rayihalı
Güzel kokulu
(Osmanlı Dönemi) BÛYA
Güzel kokulu
iğenli
Güzel kokulu
mis
Güzel sanatlar
(Hukuk) SANAYİİ NEFİSE
Güzel sanatlar
sanayiinefise
guzel