Konulu

listen to the pronunciation of Konulu
Türkçe - İngilizce
topical
of interest at the present time; "a topical reference"; "a topical and timely study of civil liberty" pertaining to the surface of a body part; "a drug for topical (or local) application"; "a topical anesthesia" of or relating to or arranged by topics; "a detailed record on both a chronological and a topical basis
Applied directly to the skin
Applied directly to the surface of area to be treated This tends to localize the treatment and minimize side effects
Of drugs or treatments being applied locally to the area being treated
1) Stamp or cover showing a given subject Examples are flowers, art, birds, elephants or the Statue of Liberty 2) The collection of stamps by the topic depicted on them, rather than by country of origin See also Thematic
(stamps, coins, papermonies, etc) A group of stamps, coins, papermonies, etc, with a common theme, eg, philosophers, space travel, transportation, flora & fauna, etc, etc See also: thematic
Pertaining to the body's surface such as the skin
applied externally
Applied to the skin only
Designed for or involving local application to a body part
of or relating to or arranged by topics; "a detailed record on both a chronological and a topical basis
Resembling a topic, or general maxim; hence, not demonstrative, but merely probable, as an argument
of interest at the present time; "a topical reference"; "a topical and timely study of civil liberty"
pertaining to the surface of a body part; "a drug for topical (or local) application"; "a topical anesthesia"
Pertaining to, or consisting of, a topic or topics; according to topics
Of or pertaining to a place; limited; logical application; as, a topical remedy; a topical claim or privilege
Topical is used to describe something that concerns or relates to events that are happening at the present time. The magazine's aim is to discuss topical issues within a Christian framework + topicality topi·cal·ity The book has all the lively topicality of first-rate journalism. a subject that is topical is interesting because it is important at the present time topical subject/issue/theme etc
{i} (Philately) collection of different stamps dealing with the same topic
{s} local, regional; current, popular; of topics; of or relating to topics, arranged by subjects and topics; superficial, external; (Medicine) applied externally, applied to to a particular place on the body
pertaining to the surface of the skin; a medication applied to the skin
konu
subject

Mathematics is a good subject. - Matematik iyi bir konudur.

I concentrated my attention on the subject. - Ben, dikkatimi konuya yoğunlaştırdım.

konu
topic

That topic is worth discussing. - Bu konu tartışılmaya değer.

Let's find sentences with new vocabulary on this topic, add them to the following list: _____; and translate them. - Haydi bu konuda yeni sözcük haznesiyle cümleler bulun, yandaki _____ listesine onları ekleyin; ve çevirin.

konu
{i} matter

His interpretation of this matter is too one-sided. - Onun bu konuyla ilgili yorumu çok tek-taraflıdır.

They are matters which we need to discuss. - Onlar tartışmamız gereken konular.

konu
(Hukuk) issue

The delegates voted on the issue. - Delegeler konuyla ilgili oy kullandı.

The convention voted on the issue sixty times. - Kongre, konuyla ilgili altmış kez oylandı.

konulu atraksiyon
(Turizm) themed attraction
konulu eğlence parkı
(Turizm) theme park
konulu faaliyetler
(Eğitim) thematic actions
konulu film
topical
konulu roman
thematic vowel
konu
point

We are all one on that point. - Biz bu konuda hepimiz aynı fikirdeyiz.

I can't necessarily agree with you on that point. - Ben o konuda zorunlu olarak seninle aynı fikirde olamam.

konu
scope

This subject is not within the scope of our study. - Bu konu bizim çalışma kapsamında değildir.

konu
subject , topic
konu
subject, topic, matter
konu
theme

What's the theme of the novel? - Romanın konusu nedir?

I've kept a blog before. I didn't really have a set theme; I just blogged about whatever happened that day. - Ben daha önce bir blog tuttum. Gerçekten belirli bir konum yoktu; Sadece o gün olan herhangi bir şeyi blogladım.

konu
affair

I have nothing to do with the affair. - Bu konu ile bir ilgim yok.

The affair cost me many sleepless nights. - Konu bana birçok uykusuz gecelere mal oldu.

konu
heading
konu
{i} head

Tom's speech was full of double entendres, most of which went over his audience's head. - Tom'un konuşması çift anlamlı sözlerle doluydu. Bunların çoğunu seyirci anlamadı.

I would like to speak to the head nurse. - Baş hemşire ile konuşmak istiyorum.

konu
(Politika, Siyaset) area

They want to talk to you about areas of mutual interest. - Onlar karşılıklı ilgi alanları konusunda sizinle konuşmak istiyorlar.

Negotiators have agreed on two draft texts, but there are still many areas of disagreement. - Arabulucular iki taslak metin üzerinde anlaşmaya vardı, ama hala anlaşma sağlanamayan birçok konu var.

konu
score
konu
object

I have no objection to paying a special fee if it is necessary. - Gerekirse özel bir ücret ödeme konusunda herhangi bir itirazım yok.

His book became an object of criticism. - Onun kitabı eleştiri konusu haline geldi.

konu
(Bilgisayar) re
konu
text

Mary's phone was confiscated because she was caught texting in class. - Sınıfta mesajlaşırken yakalandığı için Mary'nin telefonuna el konuldu.

We read the full text of his speech. - Onun konuşmasının tam metnini okuduk.

konu
subject matter

Rote learning might help you to pass exams, but it's no guarantee that you'll really understand the subject matter. - Ezbere öğrenme sınavları geçmenizde fayda sağlayabilir ama konuyu gerçekten anlayacağınızın teminatı değildir.

konu
question

A trip to America this summer is out of the question. - Bu yaz Amerika'ya bir yolculuk söz konusu değil.

A trip to America is out of the question. - Amerika'ya bir yolculuk söz konusu değil.

Konu
the subject
konu
{i} argument

The argument presented in Doyle's study was first published as a white paper on drug-related crimes. - Uyuşturucu ile ilgili suçlar konusunda Doyle'nin çalışmasında sunulan argüman bir beyaz kağıt olarak ilk kez yayımlandı.

Tom hasn't talked to me since we had that argument. - O tartışmayı yaptığımızdan beri Tom benimle konuşmadı.

konu
hot topic
ciddi konulu opera
grand opera
duygusal konulu
tear-jerker
erotik konulu eserler
erotica
konu
business

They were talking business. - Onlar iş konuşuyorlardı.

We'll talk business later. - İşi daha sonra konuşacağız.

konu
res

This carpet is designed for residential use. - Bu halı konut kullanımı için tasarlanmıştır.

He responded to a speech of welcome. - Bir karşılama konuşmasını yanıtladı.

konu
{i} thing

I don't like to leave things up in the air. - Konuları sallantıda bırakmayı sevmiyorum.

I don't know about things like that. - Öyle şeyler konusunda bilgim yok.

konu
shebang
konu
subject, topic; matter; theme
Türkçe - Türkçe
Konusu olan, mevzulu
mevzulu
Konu
sermaye
Konu
mevzu

Konuşmasının muhtevası, mevzu ile alakalı değildir. - Konuşmasının içeriği, konu ile ilgili değildir.

Konu
süje
Konu
sayfa
konu
Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu
konu
Üzerinde konuşulan şey, bahis
konu
(Osmanlı Dönemi) bahis
konu
Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu: "Öğretmenimizin verdiği konuları manzum yazardım."- Y. Z. Ortaç. Üzerinde konuşulan şey, bahis: "Daha fazla tafsilata girmeyi bugün zararlı gördüğüm için bu konuda susacağım."- B. Felek
Konulu